Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat

Anasayfa » Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat

EHL-İ SÜNNET VE’L CEMAAT’İN DOĞUŞU
Ehl-i Sünnet vel cemaat: Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in ve mübarek Ashabı’nın (r.a.e.) yolunda bulunma mutluluğuna ermiş müslümanlardır.
Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in saadet zamanlarında itikadi ve ameli konularda müslümanlar arasında ihtilaf yoktu. Münafıklar dışında her müslüman risaletin bereketli pınarından hayatın saf ve temiz suyunu alıyor ve onunla neşvu nema buluyordu: Nitekim Cenab-ı Hakk (c.c.) Kur’an-ı Kerim’inde onları şöyle övmüştür: “Siz beşeriyet için meydana gelmiş en hayırlı ümmetsiniz, iyiliği emrediyor,
kötülükten alıkoyuyorsunuz ve Allah’a imanınızda devam ediyorsunuz.” (Âl-i İmran. 110)
İslam’ın ilk yıllarında müslümanlar arasında sorulan sorular,
istenilen açıklamalar, Hazret-i Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından, Kur’an ayetlerinin işaret ettiği doğrultuda doyurucu bir şekilde cevaplandırılıyordu. Müslümanlar arasında bölünmelere sebep olacak farklı fikirlerin çıkışına, lüzumsuz tartışmalara fırsat verilmemişti, İslam ümmeti o dönemlerde birliğini muhafaza etmişti.
Tâbiinin büyük bir çoğunluğu akidede, amelde ve ruh terbiyesi konularında Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in bereketli sünnetinden ve Ashabı Kiram’ın cemaatından ayrılmayıp bu değerlere sımsıkı bağlı bulundular. Bunlara da Ehli Sünnet vel Cemaat adı verildi, İslam aleminin büyük bir çoğunluğunu oluşturan bu yolun temsilcileri Ebu Hanife; İmam Şafii, İmam Malik, İmam Ahmed bin Hanbel (r.a.) dur. Bu dört mezhebin hak oluşu, tevatür haddine erişen müdevven kitaplarla zamanımıza kadar devam etmiştir. Keza bu dört mezhepte “müçtehid fil mezhep” payesine ulaşan ve adları sayılmayacak kadar çok sayıda ilim adamla, mutlak müçtehid oldukları halde, mezhepleri tedvin edilmemiş ve zamanımıza kadar gelmemiş İmam Zeyd, İmam Cafer, İmam Davud-ez Zahiri, İmam Hazım ve bunlardan başka büyük ilim ve takva sahipleri zatlar da bulunmaktadır.
Ehli Sünnet ve’l Cemaat; Hanefi, Maliki, Şafii ve Hanbeli mezheplerine mensup bulunan fakih, müfessir, muhaddis, sofi, edebiyatçı ve halk tabakasının mübarek adıdır. O zamandan çağımıza kadar devam eden ve İslam aleminin en büyük çoğunluğunu teşkil eden bu fırkaya fırka-i naciye de denilir.
NEDEN FARKLI MEZHEBLER VAR?
İbnu Haldun Mukaddime adındaki kitabının yedinci faslında
özetle şöyle diyor: “Şer’i delillerden hüküm çıkarılan fıkıh ilminde müçtehidler arasında ihtilaf vaki olmuştur. Bunun sebebi ise, idrak güçlerinin ve bakış açılarının farklılığından doğmuştur. Bunun olması da gayet normaldir, lüzumludur. Fıkıhta bulunan bu ihtilaf İslam aleminde yayılmıştır. Taklid etmek isteyen kimse, istediği
kimseyi taklid etme hakkına sahiptir. Dört mezhep İmamlarının bulundukları derece ve taşıdıkları şahsi ve ilmi yeteneklerinden dolayı halkın hüsnü zannını kazanmış oldular. Bu dört mezhep İslam dininin temeli oldu.
İNANÇ ESASLARINDA EHL-İ SÜNNET MÜTTEFİKTİR
Bu dört imamdan sonra, bid’alar ve nefsi emmareye uymalar çoğalıp, kuvvetlendi. Fitne ateşi bütün İslam alemini sardı, müslümanların saf ve temiz akideleri bozulmaya başladı, işte bu zamanda dört mezhebe mensup ilim adamları harekete geçip salih selefin kitap ve sünnetten aldıkları ve yaşadıkları akideyi müdafa edip bu uğurda ciddi mücadeleler verdiler. Bu mücadele, Ebu’l Hasan El Eş’ari ve Ebul Mansur el Maturidi’nln (Allah ikisinden de razı olsun) ortaya
çıkmalarına kadar devam etti. Ebul Hasan El Eş’ari Şafii mezhebine, Ebu Mansur el Maturidl de Hanefi mezhebine mensup idi. Bu iki İmam Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in sünnetini ve Ashabın (r.a.) yolunu en güzel bir şekilde müdafa ettiler ve bid’acılan perişan vaziyete düşürdüler. Bu iki zat, İslam Alimleri arasında büyük bir sevgi ve itimad kazandılar. İtikadi konulara ait bu iki mezhebe de Eş’ari ve Ma-
turidi mezhebi adı verildi, İslam ilim adamları örfünde bunlara Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat adı verilmiş olup, Mutezile ve diğer bid’acı ve dalalette bulunan mezheplerden ayrılmış oldular. Hadis ve tasavvuf alimleri de Eş’ari ve Maturidi mezheplerine muhalif olmadıkları için onlar da ehli sünnet vel cemaat camiasına girmiş oldular.”
İbn Subki (r.a.), İbnu Hacib’in akide şerhinde şöyle diyor: “Bil ki, Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat’ın tamamı, vacip, caiz ve muhal olan konularda bir tek itikad üzerine ittifak etmişlerdir. Her ne kadar bunlar bu hakikatlere giden yollar, kaideler ve nedenler üzerinde ihtilaf etmiş olsalar bile.
Bu iki akide imamı Eş’ari ve Maturldi (Allah ikisinden de razı olsun) kendiliklerinden hiç bir görüşü ortaya atmamışlardır. Onların izah ve açıklamaları yalnız selefi salihinin hassasiyetle üzerinde durdukları ve hakkaniyetini tesbit ettikleri Ashabı Kiram’ın (r.a.e.) yolu ve fetvaları olmuştur.
Yukarıda da söylediğimiz gibi Ehl-i Sünnet arasında itikadi meseleler hakkında ihtilaf yoktur. Bir kaç meselede ihtilaf var olarak görülüyor ise de, bunlar da tamamen lafzidir (söylenişle alakalıdır), mahiyeti ve tesiri yoktur.
İSLAM NAKİL DİNİDİR
İlimde ve takvada şöhret kazanmış, içtihadın bütün şartlarına haiz, istihraç ettikleri bütün konuların delil ve kaynaklarını belirtmiş ve güvenilir kitaplarda zabt ve cem etmiş ve bu durum bütün selef ulemasınca da tevsik edilmiş ehli sünnetin bu dört mezheb imamının birisine uymak elbette lüzumlu ve faydalıdır. Şeriatı bilmek
İçin selefe itimad etmek konusunda ümmet ittifak etmiştir. Bu konuda tâbiin ashaba (r.a.e.)’ itimad etmiş, tebe-i tâbiin de tâbiine güvenmiş böylelikle her tabaka kendisinden evvelki tabakaya itimad edegelmiştir. (r.a.e.)
Akıl da bunun güzel bir yol olduğunu kabul eder, Çünkü şeriat nakilslz ve istinbatsız bilinmez. Dinde nakil esastır. Her tabaka kendisinden evvelki tabakadan kesintisiz bir biçimde alırsa işte o zaman nakil doğru olabilir.
Peygamber efendimiz (s.a.v.): “Büyük cumhura uyunuz.” Buyuruyor. Bu dört mezhepten başka diğer mezhepler yok oldu, büyük çoğunluk bu dört mezheptedir. Bunlardan ayrılmak büyük çoğunluktan ayrılmak demektir.”
KURTULMUŞ FIRKA EHL-İ SÜNNET FIRKASIDIR
“Ümmetin yetmiş üç fırkaya” bölüneceğine dair hadisi şerif, itikadi mezheplerin teşekkülü ile yakından alakalıdır. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: “İsrailoğulları yetmiş iki fırkaya ayrıldılar. Benim ümmetim ise yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan biri hariç, diğerleri cehenneme gireceklerdir.” buyuruyor. Sahabe-i Kiram (r.a.e.): O müstesna olan fırka hangisidir ya Resûlullah? diye sorunca, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: “Benim ve ashabımın yolunda olan cemaattir.” müjdesini veriyor. Bir başka hadisi şerifte ise Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Benim ve raşid halifelerimin sünnetine sarılınız.”
Tüm bu açıklamalardan anlaşılıyor ki, Ashaba uyanlar, ancak sahih rivayetlerle gelen ahkam ve siyerlerde onlara uyanlardır. Bu da Ehl-i Sünnet’in yoludur, sünneti terk edenlerin yolu değildir. Saydığımız nedenlerle ve getirdiğimiz delillerle kurtulmuş fırka Ehli Sünnet fırkasıdır. Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in hükmüne uyan bu fırkadır, çünkü Resulullah (s.a.v.)’e ve Ashabına (r.a.e.) bu fırka uymuştur.”
İslami fırkalar hakkında bilgi veren bütün kitaplar yukarıdaki yaptığımız alıntıları teyid etmektedirler. Resulullah’ın (s.a.v.) mübarek Ashabını tekfir edenler, onların şehadetlerini bir demet bakla hakkında bile kabul etmeyenler Allah-u Teala’nın sıfatlarının tamamını veya bir kısmını inkar edenler ve yüce rabbimize cihet tayin e denler ve Allah da benim bu kürsüye indiğim gibi arşa inerler diyenler, Resulullah (s.a.v.)’in: “Kurtulmuş fırka bana ve Ashabıma tabi olanlardır.” buyurduğu fırka olamaz. O mübarek fırka ancak, Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in her çeşit sünnetini ve hatta mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’i sahih yollarla bize nakil ve rivayet eden mübarek Ashabın yolunda yürüyen ve titizlikle bağlanan Ehli Sünnet vel Cemaat denilen mutlu fırkadır.

Kaynak: Mehmet Çağlayan, Ehli Sünnet ve Akaidi